27 Mayıs 2014 Salı

İPEK'İN DOĞUM HİKAYESİ

    Doğum yaptım bitti ama pozitif doğum hikayeleri okumak bana hala çok keyif veriyor.İnstagramda takipleştiğimiz İpek Hanımın doğum hikayesi de bana çok keyif verdi.İsterseniz burdan  blogunu inceleyebilirsiniz.Efe ile birlikte uzun sağlıklı ömür diliyorum bu güzel aileye.
         Bu da bizim doğum hikayemiz; keep calm and push
Bu yazıyı doğum günü sabahımda yazıyorum.. Meğer ne zormuş o doğum günlerinin sabahı... Çok düşündüm bu yazı için, sonrasında tüm detayları uzun uzun yazmaya karar verdim. Hamile olduğum dönemde doğumu düşünürken aklıma o kadar gereksiz ayrıntılar takılıyordu ki, belki benim gibi hamileler vardır diye yazıyorum her detayı uzun uzunnn :))
Hamileliği ve normal doğumu hiç düşünmeyen ben, bir kez daha büyük konuşmamam gerektiğini anladım... Hiç ummadığım bir zamanda hamile kaldıktan sonra, bundan önceki dönemlerde hamile arkadaşlarıma yaptığım, 'nasıl ya ne normal doğumu siz çıldırdınız mı' yorumlarıma rağmen normal doğum yaptım. Beni normal doğum konusunda cesaretlendiren sebepleri ayrıca yazacağım. Özetle, tüm şartlar yolunda gidiyorsa eğer bi deneyin derim ben :)
Her hamile gibi bizde de 9 ayın gündem konularından birisi normal doğum mu sezeryan mı geyikleriydi. Ben öyle 7-8 saat sancı çekemem, direk sezeryana dönerim dediğimi hatırlıyorum defalarca...
Hamileliğim boyunca 16 kilo aldım, çalıştığım için her gün yürüyüş yapma vs. lüksümde olmadı açıkçası ( yapabilenleri takdir etmiyo değilim). Sadece belimin çok ağrıdığı veya vakit bulabildiğim dönemlerde eve aldığım hamile yogası dvdsi ile yoga yapabildim, tabi doktorumun onayıyla.
Hamileliğinin 37.haftasında doğum iznine ayrıldım ve sonrasında tüm itirazlara rağmen son güne kadar gezmeye devam ettim, tüm hamileliğimde olduğu gibi:) Evde oturup sancı beklemek çok da bana göre değildi açıkçası, sokaklarda sancım veya suyum gelirse diye bir korkum da yoktu. Ama bir şeye dikkat etmem gerektiğini atlamıştım:( Doğumdan bir kaç gün önce, Salı gecesi, Çarşamba günü ve gecesi ateşliydim, vücudum çok su kaybetti ve maalesef tüm direncim düştü :( Bugün iyiyim dediğim Perşembe günü sabahında ise bu günün "O gün" olduğunu bilmiyordum:)
Sabah kahvaltısı sonrasında farklı bişeyler olduğunu hissetmeye başladım. Acaba doğum sancılarını anlar mıyım dediğimde doktorum hiç şüphen olmasın demişti, haklıymış :) Öğlen 2 civarında sancıların hafif fakat sürekli olduğundan emin olduğumda doktorum Altuğ Semiz'i aradım ve durumu anlattım. 39+4 'te olduğumdan bu beklenen bi durumdu aslında. Gayet sakin şekilde duşumu alıp, çok da çaktırmadan eksik birşey var mı diye gözden geçirmeye başladım, evde annemle birliktelik, onun panik olmasını istemiyordum :)
Bundan sonrasında süreci gayet açık seçik anlatacağım okumak zorunda değilsiniz şimdiden belirteyim :)
Akşam üstü 5 civarında nişanım geldi, o muydu bu muydu derken nişanın da ne olduğunu anladım :) Doktorum ile konuştuktan sonra Eren'i işten çağırmaya karar verdim. Zaten son dönemde her telefonumu acil durum beklentisiyle açıyordu, kafasında eve gelen tüm alternatif yolları belirlemişti... Ve işte bu sefer gerçekten acil durum sinyali, doğum başlıyor, gelebilirsin :) Tabi yoldan kardeşimi de almayı unutma:) Şanslıymışız ki eşimin ablası o sabah Amerika'dan gelmişti ve beni görmek için bize geliyordu :) Sonuç olarak saat 18.00 civarında çekirdek kadro bizim evde toplandı. Sancılarım sıklaşmaya başlamıştı fakat mümkün olduğunca evde vakit geçirmek istiyordum, makyajımı yaptım, son gebe fotolarımızı çekindim. Artık yola çıkabiliriz dediğim saat işten çıkış trafiğinin maksimum olduğu saatti:) TEM trafiğinden kaçarak, ara yollardan Şişli Memorial'a ulaştığımızda sancılar esnasında koltukta dik oturamayacak duruma gelmiştim. ( Tabi ilerleyen saatlerde o sancının çok da bişey olmadığını fark ettim :))
Kontroller, NST bağlama süreçleri falan, başlarda keyfim yerindeydi aslında, ağrım olacağını kabul etmiştim ve ağrılarım dayanabileceğim seviyedeydi. Yakın arkadaşlar da yavaş yavaş gelmeye başlamıştı, sancı gelmeyen zamanlarda muhabbet iyiydi :)
image  image
Sancılar sıklaşmaya ve artmaya başladığında ( NST'de 70-78 civarı) gözüm diğer şeyleri görmemeye başladı. Annemin yanımda olmasını istemiyordum çünkü benim canım yandıkça onunkisinin daha çok yandığını yüzünden anlayabiliyordum. Alttan yapılan muayene sonrasında 2cm'lik açılma olduğunu öğrendik, en azından açılıyor diye sevindiğimi hatırlıyorum...Bu arada alttan muayenelerde benim canım bahsedildiği gibi öyle çok acımadı.
Doktorum bir toplantıda olduğu için henüz yanıma gelememişti ama sürekli mesajlaşıyorduk, ben hala bir kaç saat içerisinde doğururum diye düşünüyordum,hele ki yan odamda yatan ve 2. doğumunu yapan bayanın 3 saat içerisinde doğurduğunu öğrendikten sonra :) Ne bileyim ben, ben bi cahil gebe:)
Benimle ilgilenen ve doktoruma sürekli bilgi veren doktorum, ameliyata alınma ihtimalim olduğu için saat 9'dan sonra yemek ve su veremeyeceklerini belirtti, yemeğimi yedim ve suyumu içtim. Ama canı gönülden söylemeliyim ki bu doğum sürecinde beni en çok zorlayan şey susuzluktu... Demiştim yaaa birkaç gün önce ateşliydim diye, işte tam da bu yüzden susuzluk çok üzdü, yordu beni :(
image
Saatler ilerledikçe ağrılarım sıklaşmaya ve keyfimi kaçırmaya başlamıştı, önceki geceden o kadar uykusuz ve halsizdim ki bu moralimi de etkiledi, enerjim düştü:( Kendimi çok yorgun hissediyordum, ağrı her geldiğinde NST cihazındaki değerini merak ediyor ve sürekli en fazla kaça çıkacak bu değer diye soruyordum. Artık dayanamayacağım, çok uykusuz ve yorgunum dediğimde saat gece yarısı 2 olmuştu. Tam o sırada doktorum geldi, herşeyin yolunda gittiğini, bu şekilde devam ederse sabah 10 civarı doğumun gerçekleşebileceğini söyledi... Sabah 10 mu??? O kadar uzun mu diye düşündüm, çok güçsüzüm, uykusuzum, yorgunum dediğimi hatırlıyorum. Sonuç olarak epidural bağlanmasına karar verdik, böylece 1-2 saati ağrısız geçirip, biraz dinlenip uyuyabilecektim, işte o zaman her şey daha iyi olacaktı...
Küçük bi parantez açarak epidural takılırken hiç birşey hissetmediğimi, canımın hiç yanmadığını ve sonrasında da baş ağrısı çekmediğimi belirteyim.. Bu konuda da insanı korkutanlar, abartanlar olmuyo değil :)
image   image
Sanırım biraz şanssızdım ki edipural 2 saat değil 42 dakika ağrımı hafifletti, sonrasinda ağrılarım tekrar eski düzeyine geldi, hatta daha da arttı :) Tabi herkeste böyle olacak diye bi kural yok, hafifletme derecesi, ilacın etki etme yeri kişiden kişiye değişebilir. Ağrılarım çok arttığı için doktorumunda onayı ile epidurali bir doz daha alma kararı verdik, bu durum doğum sürecini biraz uzatıyordu ama en azından biraz da olsa gücümü toplayabiliyordum. Küçük bir not, epidurali takan anestezi uzmanları yeni doz için onay vermezse bile ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız kesinlikle konuyu doktorunuza taşıyın. Gece 3 ile 7 arası benim için zor geçti diyebilirim. Odamı boşaltmıştık, küçük bir odada yatıyordum ve +2 kişi bile bir karışıklığa sebep oluyordu. Bu sebeple benim belirlediğim şanslı (!) bir kişi yanımda kalıyor, kalan ekip de aşağıda bekliyordu. Işıkları kısıp odada oldukça sakin bir ortam yaratmıştık, mümkün olduğunca dinlenmeye ve sancılar ile panik olmamaya çalışıyordum.
image    image
Bu aşamada yine önemli bir noktaya değineceğim. Hamilelik ve doğum sürecim boyunca, bu konuda oldukça tecrübeli (yaklaşık 80 doğum gözlemlemiş) ve beni normal doğum konusunda oldukça destekleyen arkadaşım Zeynep. Doğumun başından sonuna yanımdaydı, yaşayacağım her süreci öncesinde ondan dinledim sonra tecrübe ettim, ben bittim dediğim anlarda gülen yüzüyle herşey şahane lay lay lommm Efe geliyor diye sevinç çığlıkları atıyordu. O süreçte hem beni, hem üzüntüden ve endişeden yorulan annemi, eşimi, kardeşimi kısacası herkesi rahatlatıp ortama pozitif enerji yaydı. Bu sebeple doğum koçu fikrine oldukça sıcak baktığımı belirtmeliyim.
Hava aydınlanmaya başladığında Ocak ayı olmasına rağmen yağmursuz açık bir gündü, veya bana öyle geldi:)) Artık bitiyor, çok az kaldı, sık dişini İpek dedim. Akabinde şansımıza istediğimiz odanın boşaldığını ve oraya geçebileceğimiz de öğrendim, keyfim iyice yerine geldi. Gariptir ama bir önceki gece NST'de 80-90'lara dayanamayan ben 140-150'lerde sancı çekiyordum, 172'yi gördüğümü biliyorum :)
image   image
Saat 8-9 civarı doktorum tekrar kontrole geldiğinde 8 cm'lik bir açılma olduğunu söyledi, süper artık doğum olacak diye düşünürken asıl olaya geçtik. Efe Bey'in kafası tam oturmadığı için yürümem, ayakta durmam gerekiyordu. Aksi takdirde doğumun sezeryana dönme ihtimali yüksekti. Doktorum suyumu patlattı ve hadi bakalım kalk ayağa dedi, bacaklarınızın arasında bir top olduğunu ve yürüdüğümüzü düşünün :) Epidural takıldığı için bacaklarım güçsüzleşmişti, yürüyebiliyorum fakat destek almam gerekiyordu. Tabi sancılar da tam gaz devam ediyordu :) Bu esnada saat bir güzel haber (!) daha aldım. Herşey yolunda giderse Efe Bey 14.00 civarı doğacaktı. Beklenen saat yine uzaklaşmıştı benden.
IMG_3494   image
Son düzlükteydik ve ben kendimi geceki kadar güçsüz hissetmiyordum, havanın aydınlanması, odanın değişmesi, arkadaşlarımın gelmesi vs. moralimi yükseltmişti. Bir süre otura, kalka yürümeye çalıştım, yani söz dinledim :) Açık söylemek gerekirse son 4 saat çok net değil beynimde. En son doktorum kontrole geldiğinde hadi bakalım gidiyoruz dedi, ben de biraz desteklersem bu iş olur :) Ve işte kilit kelime 'desteklemek' derken??!?! Gözlerim hemen Zeynep'i aradı ve gerekli açıklama geldi, o zaten doktorlar konuşmuştu bile :) Ufak bir vakum desteği gerekebilir, ama sakın korkma, bu kötü bişey değil. Açıkçası çok da umurumda değildi, artık o miniği istiyordum sağlıklı bir şekilde, öyle ya da böyle.
Hemşireler beni yataktan sedyeye alırken annem yok dedim, annemi çağırın, yoksa çok üzülür. Sabah kahvaltısı için annemi yeni ikna etmişlerdi oysa ki :) Annem de geldikten sonra, gülen yüzlerle birlikte çıktık yola, ameliyathaneye değil doğumhaneden gidiyorduk, sanırım oluyordu bu iş :)
image   image 
Doğumhaneye girerken fotoğrafçımız ve Eren kıyafetlerini giyip ilk işarette içeri girebilmek için hazırlanıyorlardı. Doğum aşamasında değil fakat Efe'nin çıkışıyla birlikte onlarda odaya gireceklerdi. Doğumhane ameliyathane gibi değil, sakin bir oda düşünün, kapısında sevdikleriniz bekliyor. İçeride sabah saatlerinden beri benimle ilgilenen 2 hemşire ve ben, doktoru bekliyoruz... Karşı duvarda, pencerenin yanında duran saate baktım 13.50, lütfen 14.00'da doğmuş olsun diye geçirdim içimden.
Suni sancı verilmesini istedi doktorum, daha kuvvetli ıkınabilmem için. Bu haber canımı sıkmadı değil :(( Vermeyin nolur ben ıkınırım, yetti dünden beri çektiğim sancı... Bu esnada bildiğim tüm teknikleri, nefesi vs. unutup hemşireye nasıl ıkınacağım hadi deneyelim, doktorum gelene kadar deneyelim diye bastırıyordum :)
Ve işte doktorum da geldi, hem sancıdan hem heyecandan nefesim kesildi... 3 kez, ardı ardına doğru düzgün nefes bile alamadan, ara vermeden, 3 uzun ıkınma... Veee kurbaanın çıktığı o anı hissetme, sonra sesini duyma... Eren gelsin, o da görsün... İyi mi, güzel mi?? Soruları ardı ardına sıralarken sabırsızlanıyordum, bir taraftan ağlıyor, gülüyor ve susmadan soru soruyordum :) Eren Efe'yi temizleyip sarmalarını izliyordu, diğer taraftan da göz ucuyla bana herşey yolunda bakışı atıyordu:) Ve beklenen o an, minik kurbaa kollarımda ve sütünü emmeye başladı bile, sanki yıllardır emiyormuş gibi, kollarımı, sesimi tanıyormuş gibi... Yüzümü tanıyormuş gibi bana bakıyor... O kadar minik ve o kadar güzel ki, gözümün ta içine bakıyor,hoşgeldin diyorum ona sonunda geldin, iyi ki geldin :)
image  image
image  image
Doğum saatine 14.01 yazalım diyor hemşire, dileğime göre 1 dakikalık bir gecikmeyle minik kurbaa aramızda :) Hoş geldin annesinin minik kurbaası. Tam 22 saatte geldin ama iyi ki geldin :)
image  image
image  image
image  image
image
Seni çok seviyorum annesinin kurbaası :)


Ipek evci

22 Mayıs 2014 Perşembe

ANNELİK TECRÜBESİ

     Doğum yapalı 105 gün olmuş ee haliyle az da olsa annelik tecrübemiz oluşmuş:) Bu süreçte neler baş tacım olmuş, hayat kurtarmış;neler aman be gereksizmiş durumuna düşmüş yazıyım dedim.

      Giyim

      Hamile kıyafeti olarak sadece bir tane kot pantolon almıştım, 37. haftaya kadar çalıştığım için de genelde geniş elbiseler, bandaj etekler hayatımı kurtardı.Günlük hayatta en çok tayt giydim ki en rahat hamile kıyafeti:) Doğumdan sonra bir süre daha bu kıyafetlerinizi giyiyorsunuz çünkü doğurur doğurmaz vücut eski haline dönmüyor yani en azından ben hala dönemedim:)
       Doğumdan sonra emziriyorsanız eğer emzirme sütyeninden ziyade emzirme atletini tavsiye ederim.Kışın doğum yaptığım için sütyenin üstüne bir de atlet giymek zorunda kaldım ki o da emzirme işlemini baya zorlaştırıyor.Sık sık kirlendiği için 3-4 adet olması iyi olur.
       Hastanede giymek için aldığım geceliği bir daha hiç  giymedim,giyer miyim bilmem:)Bence giyim konusunda en gereksiz olanlar hastanede giyilmesi için alınan süslü püslü gecelikler.Ama tabi hastanede fotoğraf çekimi olacaksa mecbur alınıyor.

       Bebek İçin

   -  Olmazsa olmaz dediğim şeylerin başında küçük mendiller geliyor.Ne kadar fazla olursa olsun kullanılıyor mutlaka.3 ayrı marka almıştım baby jem markasından hiç memnun kalmadım.Mendiller yıkanınca formunu koruyamadı yamuk yumuk oldular.
    - Ayaklı tulumları çok sevsem de malesef aldıklarımızı ancak birkaç kere giydirebildik.Bebikonun boyu uzun olduğundan mıdır yoksa tulumlarımız gerektiği kadar esnemediğinden midir bilmem ama birkaç saat giydikleri bile var içlerinde.Belki büyümelerinin biraz yavaşladığı dönemde daha kullanışlı olabilir. Bu arada 0-3 ay cicilere çok yatırım yapmamak gerekirmiş cidden.Çünkü bir anda kendimizi 3-6 ay cicilerinde bulduk biz:)
     - Alt açma ürünü olarak pek süslü pek cici şeyler var ama onu da hiç alt açma amaçlı kullanamadık.Çünkü bebikonun  altı açıldığında fıss diye çişini, pırrt diye kakasını yapma huyu olduğundan hep tek kullanımlık hazır paketli alt açma ürünlerini kullanıyoruz. Boyu uzun geldiği için ikiye bölüp kullanıyoruz,tek kullanımda kirlenmiyorsa tekrar tekrar kullanıyoruz zaten.O da olmazsa olmazımız:)
      -Ahh görüp de karşı koyamadığımız o cici ayakkabılar da hiç giyemediklerinden.İyi ki büyüklü küçüklü almışım en azından büyüklerini giyebilmesi için umudum var.Bebikonun öyle bir ayak şekli var ki hamileliğimde yediğim pasta, börek, hamur kızartmalarından mıdır nedir mayalı poaça gibi kabarık:) o yüzden ayakkabının içine sokamıyoruz o ayağı:)

    Emzirme Gereçleri

    - Lansinoh göğüs pompası iyi ki almışım dediğim ürünlerden.Başka markaları denemediğim için kıyaslama yapamıyorum fakat iki göğsü aynı anda sağması zamandan tasarruf sağlıyor kesinlikle. Doğumdan önce almak anlamsız bence.İlk etapta sütünüz gelmiyorsa zaten hastanelerde çok güçlü çekim gücü olan hastane tipi makineler var.Hemşireler o makinelerle size yardımcı oluyorlar.Süt sağma makinesinin doğum sonrasında ihtiyaç duyulduğu zaman alınması daha mantıklı.
   - Göğüs pedi de olmazsa olmazlarımdan.Özellikle dışarıdaysam ve bebeği emziriyorsam ister istemez diğer göğüs sızıntı yapabiliyor.Hatta bazen emzirme aralığı arttığı zaman bile aynı sorunu yaşıyorum.O yüzden en çok kullandığım ürünlerden.
   - Emzirme minderini bir ya da iki kere kullandım sanırım.Aldığım en gereksiz ürünlerin başında geliyor.İlk başlarda bebiko minderin üstüne yatırmak için çok küçük oluyor.Şu an ise minder o kadar hantal ve ağır geliyor ki bana...Al, tak bebeği kucakla emzir sonra bebeği kaldır minderi çıkart off yazarken bile yoruldum:) Artık bir umut bebiko yavaş yavaş oturmaya başlarsa dengeli oturması için yastık niyetine kullanırım belki.
   - En çok karıştırılan (biz alırken de eşimin yanlış aldığı) şeylerin başında göğüs koruyucular geliyor.Göğüs koruyucusu diye satılan ve göğüs ucu şeklinde olan aparat, aslında göğüs ucu çok küçük ya da kısa ve kalın olan annelerin emzirme işlemini kolay yapabilmesi için kullanılan bir ürün.Göğüs kalkanı diye satılan uzay mekiği kılıklı zımbırtı ise göğüs ucu yaralarında göğsün hava almasını sağlayan şey.Yine bu ikisini de doğumdan önce almak mantıksız.İhtiyaç dahilinde alınabilir. 

     Benim aklıma gelenler şimdilik bu kadar:)

     

     


21 Mayıs 2014 Çarşamba

EĞER ANNEYSEN...

     
İzlemeyi çook sevdiğim bi çizgi filmdi Cedric.Cedric ile Chen'in aşkına bayılırdım:) Cedric in karamsar cümlesi 'eğer 8 yaşındaysan ve aşıksan hayat gerçekten çok zor' benim şuan kendime uyarlamış halimle son günlerimin özeti:) 'Eğer anneysen ve bebeğine tek başına bakıyorsan ve  ve ve ......hayat gerçekten çok zor'
      Hayallerim vardı benim.Bebek arabasına koyacaktım bebeyi aheste aheste yürüyüp saçımı sağa sola savurarak(hangi kafayla açık saç hayali kurduysam) istediğim yerde mola verip kahvemi içecek,mağazaları gönlümce gezecektim.Emzirip, hoop diye gazını çıkarıp iki pışpışla uyutacaktım.Yine kendime vakit ayırıp yeri geldiğinde ayağımı uzatıp yatacaktım.Ağladığı zaman ne istediğini hemen anlayıp susturabilecektim.
         Vaayy be ne hayallerim vardı oysa.Dışarı çıkmak bile büyük bir efor gerektiriyor.Bebeği emzir(ki dışarda hemen acıkmasın) gazını çıkar,sonra ööğğ kussun, hemen üstünü değiştir,bu arada uykusu geldi diye başlasın mızırdanmaya.Uyutmaya çalışırsan geç kalırsın,uyutmadan çıkarsan yolda uyuyana kadar mızırdanmasına katlanırsın.Eline geçirdiğin ve hala içine sığdığın kıyafeti üstüne geçirip saçını da tepeden topladın mı hazırsın.Öyle güzel bi durum işte:)Tabi kafana göre her yere de gidemiyorsun,bebek bakım odası olsun diyosun.Yok illa park bahçe görsün temiz hava alsın diyosan;ıslak çimlerde emzirip, arabada altını değiştirmek zorunda kalıyosun:) Bu anakucağını da nasıl bir eğimle yaptılarsa bizim oğlanın kakası sırtına çıkıveriyor tam bir rezillik:)Bebik güneş görsün diye parka bahçeye götürüyorum, gözüne güneş geldiğinden açamıyor ağlıyor,rüzgarda nefesi kesiliyor bi de ona ağlıyor:)
        Bütün bu rezillikler gezip tozmayla alakalı değil evde de durum aynı:) Çişini yapmadığı yatak,koltuk,dolap!(babası altını değiştirirken nasıl bir hal aldılarsa artık çocuk ters açıyla çişini yapmış,bütün yüzü gözü ve arkasında bulunan dolabı çiş olmuş) kusmadığı kıyafetim kalmadı.Hatta geçen gün giydiğim ceketimden kusmuk lekesi çıkmamış sanırsın akşamı meyhanede bitirdi kafayı çekti içmekten kustu:) Kuş kadar midesinden o kadar şey nasıl çıkıyor anlamıyorum.
       Ahh yine de dert yandığım yok zira zorla yapmadık bebeyi:)Ama gazı, kusmuğu,zırıltısı bitse bundan sonra ek gıdasıydı,tuvalet eğitimiydi bangır bangır geliyo valla.Bitmiyor,bitmesin de:) Hepsine karşı gardımı aldım bekliyorum...

20 Mayıs 2014 Salı

11.05.2014

Beni anne, annemi anneanne yapan minnoş bu yazı senin için...
        Senin pek farkında olamadığın,boynuma sarılıp beni sevdiğini söyleyemediğin,belki de benim için hediye seçemediğin:) ama elimi tuttuğun,gülücükler saçtığın,yüzüme dikkatle baktığın,boynuma kafanı gömüp kokladığın,arkamdan baktığın,kucağımda sustuğun ilk anneler günüm.
       Seninle büyüyorum;bazen kendimde annemi görüyorum,bazen seninle küçülüp çocukluğuma dönüyorum.Kısa zamandır tanıdığım bu kalbi çok seviyorum,çook çook çook seviyorumm...

27 Mart 2014 Perşembe

3-4-5-6-7

     Bebiko 7 haftalık olmuş ben hala 2. haftada kalmışım.'Yazmaya zaman oluyo'  mu demiştim öncesinde:) silin o cümleyi zihninizden.Ya da karamsarlığı bırakıp olumlu düşünürsek belki zaman buluruz:)

3 haftalık(Ekin kuzusuyla birlikte)
4 haftalık 
      O kadar hızlı büyüyorsun ki hayret ediyorum.Eski fotoğraflarına bakınca hatırlamıyorum resmen o hallerini.Ne çok değiştin minik erkeğim.
5 haftalık
6 haftalık
7 haftalık suratsız Poyraz:)


Yeni yeni huyların, davranışlarınla bizi kendine hayran etmeye devam ediyorsun.Tam bir keyif adamısın ama.Uykun gelince kucak değil yatağı tercih ediyorsun,biberondan süt içip karnını doyursan da finali memede yapmak istiyorsun,müzik dinlemek hobilerin arasında ilk sırada:) Aaa bir de korkumu yenip seni yüzüstü yatırdım ve bayıldın.Şimdi uğraşsam da sırt üstü yatmayı sevmiyorsun.
En sevdiğin renk sarı ve turuncu.O kadar dikkatini çekiyor ki bazen sarılı turunculu yastık olasım geliyor:) Her sabah gülücüklerle uğurluyorsun babanı işe hatta arkasından uzun uzun bakıyorsun.Tabi bir de üstümüze çişini yapmana ek olarak kusman eklendi.Günde 3 kere üstümü değiştirdiğim oluyor.Parfüm kokusu da neymiş bebe kusmuğu varken:) Bu hallerinin uzun sürmemesini umut ediyorum:)
Söylemiş miydim bilmiyorum ama seni çok seviyoruz bebeğim:)

25 Mart 2014 Salı

DUYGU'NUN DOĞUM HİKAYESİ

     Duygu ile tanışmamız tamamen tesadüfe dayalı.Doktorumuz ortakmış ve biz birbirimizin farkına pek varamasak da randevularda denk gelmişiz. Instagram sağ olsun yüz yüze tanışma fırsatımız olmasa da iyi ki tanıdım dediğim insanlardan.Doğum yapmasını dört gözle bekliyordum ve sonunda kızı Azra'yı kucağına aldı fırsat bulur bulmaz da doğum hikayesini yazdı.Azra'ya analı babalı sağlık, huzur dolu bir hayat diliyorum...

           Hayatın Anlamı AZRA..


         Hamile olduğumu öğrendiğimde Bodrum’dan gelmiştik ve ben tatil boyunca ve öncesinde meğer hamileymişim. O an yaptığım tüm hatalı davranışlar,yediğim yasak yiyecekler,yapılmaması gereken hareketler ve içilmemesi gereken ilaçlar gelmişti.Hamileliğim boyunca hep korktum acaba bebeğe zararı olacak mı diye…
Çok şükür hiçbir zararı olmadı,ilk dört ay mide bulantısı ve çok uykulu halimle mücadele ettim,çalıştığım için oldukça zorlandım işyerindeki stresli ortam yüzünden de 32.haftamda doğum iznine ayrıldım.
         Günler doğum iznine ayrıldıktan sonra daha yavaş geçti bende kendimi hazırlıklara,yürüyüşlere,alışverişe,nefes egzersizlerine,normal doğum hazırlıklarına verdim.
Yapılması gereken her şeyi yaptım ve 37.haftadan sonra sadece bebeğimi beklemeye başladım her karın ağrısını acaba o mu diyerek yaşadım her hamile gibi J normal doğum videolarının neredeyse hepsini ezberledim her gece dualar ettim dayanacağım diyerek kendimi hazırladım.
         39.hafta kontrolünde doktorumun bebeğin başı doğum kanalına girmiş bu hafta bekliyorum demesine ne kadar sevinmiştim artık her sancıyı saate bakarak karşılıyordum ancak sonuç geçici bir ağrı oluyordu.40+0’da yine ümitsiz bir şekilde günlük yürüyüşümü yapmaya çıktım gayet rahat bir şekilde yürüyüşümü yaptım kuaföre gidip kaşlarımı aldırdım eve alışveriş yaptım geldim yemek yaptım ve eşimin işten gelmesini beklemeye başladım.O sırada yine o ağrılardan başladığını hissettim pek ciddiye almadım ancak sanki geçmiyordu ve şiddetleri artıyordu bu arada sürekli de lavaboya gidiyordum.Eşimin gelmesine az kaldığı için aramadım ve 2 saat öyle geçti,eşim geldi yemek yedik ve sanırım hastaneye gideceğiz dedim hemen doktorumu aradık ve daha lafımı bitirmeden hemen hastaneye git beni ordan ararlar dedi doktorum.
Kimseye haber vermeden hastaneye gittik,nöbetçi doktor açıklık kontrolü yaptı ve 2 cm açılma var doğum başlamış dedi,biz karışık duygular içinde nst’nin yolunu tuttuk sancılar görülüyordu ama çok şiddetli değildi dayanıyordum adet sancısı gibiydi hatta GS maçı vardı ve eşimle maçı izlemeye başladık o sırada doktorum yatış yapmamız gerektiğini söyledi ve bizi odaya aldılar biz ailelerimize haber verdik annem babam ve k.validem yarım saat içinde geldiler.NST bağlıydım sancılar biraz daha artmıştı ama hala iyiydim hatta oda süslemelerini anlatıyordum ama kimse beni dinlemiyordu J o sırada hemşire üzerimi değiştirdi suyumun her an gelebileceğini söyledi açıklık 3,5 cm olmuştu kızıma saatler kaldı diyordum kendi kendime bu sırada saat 23:30 olmuştu sancılarım 16:30 da başlamıştı.Doktorum sabah 06:00’ya kadar açıklık tamamlanmazsa suni sancıya başvuracağını söylemişti bu habere çok üzülmüştüm en çok ondan korkuyordum..
         O sırada pıt diye bir ses geldi ve suyum gelmedi resmen dere oldu taştı oda yatak her yer batmıştı , sokaklarda rahat rahat gezen ben sokaklarda olsaydı ne yapardım.Hamileliğim boyunca doktorum hep suyun normalden fazla diyordu işte o an anladım.Ben suyumun geldiğine çok sevinmişken doğumun hızlanacağını düşünürken hemşireler ve kayınvalidem telaşlı gözlerle birbirlerine bakmaya başladılar,yaklaşık 3-4 dk. İçinde üzerimde ameliyat önlüğü sezeryana doğru gidiyordum.. Evet suyum gelmişti ama pisti,kızım kakasını yapmıştı doktorum yaklaşık 10 dk içinde sanki hastaneye ışınlanmıştı ameliyathane hazırlanmış herkes beni bekliyordu.
         Tabiî ki üzülmüştüm çünkü ameliyat olmayı hiç istemiyordum ve istemediğim için sezaryenle ilgili hiçbir şey okumamıştım bilmiyordum. Eşimi yanımda istedim ancak acil durum olduğu için doktorum kabul etmedi. Ameliyatheneye girdik belimden uyuşturularak  doğumu başlattılar çok kısa süre sonra kızımın çığlığı sıcacık yanağı ve bembeyaz teni…
Allah’ım ben böyle koku duymadım ben böyle sıcaklık hissetmedim dediğimi hatırlıyorum.O sırada acı değil ama hırpalanma hissettim sadece ve hep kızımı düşünüyordum çünkü suyu yutma ihtimali vardı,hemen müdahale ettiler ve bebeğimi yukarı kata aldılar benim dikişim ve ısınmam devam ediyordu felaket bir şekilde titreme geldi yattığım yatak sallanıyordu,yapılan iğne’den olabileceğini söylediler.
45 dk sonra bende odaya çıkartıldım kızımla kavuştuk bu anlarda hala her şey yolundaydı çünkü belimden aşağısını hissetmiyordum ancak saat 06:00 gibi iğnenin etkisi geçmeye başladığında kabusum başladı çok canım yandı bugün 10.gün ve hala sağ ve sol tarafım acıyor normal doğum yapabilseydim beklide başka sorunlarım olacaktı ama bebeğime sarılıp daha rahat emzirebilecektim çığlık çığlığa canımın acısından ağlaya ağlaya emzirmeyecektim L
Taburcu olacağımız gün kızımın kan sayımında bir sorun olduğunu söylediler trombosit sayısının her geçen gün düştüğünü ve müdahale edilmesi gerektiğini söylediler,ne olduğumuzu şaşırdık doktorlar bize biz onlara boş boş bakıyorduk,tanıdıklarımızı aradık ve prof. Hematolog bulduk o gün taburcu olduk tabi hastaneden çıkış arabaya biniş eve çıkışım ağlaya ağlaya oldu acımdan..
Diğer gün prof. Olduğu başka bir hastaneye gittik ve değerler düşmeye devam ettiğinden hemen IVIG adı verilen tedaviye başlamamız gerektiğini söyledi. Tabiî ki çok üzüldük ancak basit bir tedavi olduğunu %90 başarılı olacağımızı söylediklerinde içimiz daha da rahatladı.
IVIG adı verilen ilaç kızıma verildi ve değerler yükselmeye başladı şuan sadece bir ay boyunca her hafta değerlerine bakılacak ve inşallah bir daha bu konu hayatımızda olmayacak.Bu arada kızımda bu değer düşüklüğünün görülmesi benim genç kızlık zamanlarımda  yaşadığım aynı problemden kaynaklanıyormuş yani benden geçmiş..
Evet benim doğum hikayemde böyle biraz uzun biraz karışık ama sonucu o kadar güzel ki.. Allah isteyen herkese nasip etsin tarifi olmayan mükemmel bir duyguymuş..


21 Mart 2014 Cuma

ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ KISITLANAMAZ

#TwitterBlockedinTurkey

T.C. Anayasası

VIII. DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA VE YAYMA HÜRRİYETİ
Madde 26

Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma haklarına sahiptir.

Dün gece yarısı ülkemizde anayasa ihlal edilmiştir. Uluslar arası bir sosyal paylaşım ağı olan Twitter’a erişim farklı mahkeme kararları ile engellenmiş, halkın kendisini ifade etme ve haber alma özgürlüğü kısıtlanmıştır.

T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan dün Bursa’da düzenlediği seçim mitinginde “Twitter mwitter, hepsinin kökünü kazıyacağız Uluslararası camia şöyle der, böyle der hiç umurumda değil. Herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin gücünü görecek.” dedikten ve Başbakanlık Basın Müşavirliği'nin “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bazı linklerin kaldırılmasına ilişkin mahkemelerden çıkarmış oldukları kararların uygulanması konusunda Twitter yetkililerinin duyarsız kaldıkları bir süreç söz konusudur. Mahkeme kararlarını umursamama, hukukun gereğini yerine getirmeme biçimindeki bu tutumda bir değişiklik gözlenmemesi halinde, vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermek için teknik olarak, Twitter'e erişimin engellenmesinden başka çare kalmayabileceği belirtilmektedir” açıklamasından sadece bir kaç saat sonra gece yarısı Twitter’a Türkiye'den erişim yasaklanmıştır. Internet servis sağlayıcılarına ulaşan mahkeme kararları ile Twitter'a ülke sınırları içinden erişim kapatılmış, mobil cihazlarda kullanılan 3G erişimi de aynı şekilde engellenmiştir.

Yasakların ve sansürün bir çözüm olmadığını, sosyal medyanın susturulamayacağını, özgürlüklerin sansür yoluyla kısıtlanamayacağını herkesin görmesi, bilmesi gerekir. Bunu dün gece Twitter yasaklandıktan kısa bir süre sonra DNS ayarlarında değişiklik yaparak veya VPN, Hotspot Shield gibi bazı programlar üzerinden mecraya giren milyonlarca Türk kullanıcısı da göstermiştir.

Sayıları 12 milyona yaklaşan Türkiyeli Twitter kullanıcıları #TwitterBlockedinTurkey etiketiyle konuyu bir saat içinde Twitter’da dünya çapında en çok konuşulan etikete taşımış, farklı etiketlerle gece boyunca TT listesinde kalarak, dünya kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Yasaklamadan sonraki ilk 4 saat içinde 2,5 milyondan fazla Türkçe tweet gönderildiği hesaplanmaktadır. Şu anda dünya basını Türkiye’deki Twitter yasağını öncelikli haber olarak vermekte, bunun özgürlükleri baltalama yönünde bir girişim olduğunu söylemektedir.

Biz, ülkemizin geleceğini oluşturacak çocukları yetiştiren anne babalar olarak Gezi Parkı direnişi ile tırmanan ve 17 Aralık süreciyle hızlanan şiddet ve sansür uygulamalarını esefle izlemekteyiz. Türkiye’nin gerçek demokrasiden gün be gün uzaklaşmasından, meclisinden medyasına, emniyet güçlerinden yargısına kadar her türlü sistemin çivisinin çıkmış olmasından derin bir endişe duymaktayız.

Dün geceki yasak kararıyla Türkiye dünya üzerinde Twitter’a erişimin engellendiği Çin dışındaki tek ülke olmuştur. Bunun utancı ve ayıbı bu yasağı getirmeye cesaret edenlere ait olmakla birlikte, ağırlığını omuzlarımızda taşımaktayız. 

Bu ülkenin gelecek nesillerinin özgür bireyler olarak büyümesini en çok isteyen ve bunun için emek veren anne babalar olarak hükümetin son aylarda giderek artan baskıcı tavırlarını kabul etmiyor ve bu sansürü şiddetle kınıyoruz.

Herkesi gerek internet üzerinden, gerekse etrafımıza bu durumu anlatarak konuyu protesto etmeye ve nihai olarak da 30 Mart 2014 Pazar günü yapılacak olan yerel seçimlerde vatandaşlık hak ve sorumluluğu olan oy kullanma görevini mutlaka yerine getirmeye davet ediyoruz.

Blogger Anne ve Babalar